karşı cinsle uzun uzun mesajlaşmak
bir hayal kırıklığının başlangıcı da olabilir güzel bir dostluğun başlangıcı da.
ekleme : uzun soluklu bir ilişkinin başlangıcı olma ihtimalini unutmuşum. tabi bilinçaltı kabullenemiyor.
ekleme : uzun soluklu bir ilişkinin başlangıcı olma ihtimalini unutmuşum. tabi bilinçaltı kabullenemiyor.
devamını gör...
murat soner
yorumları ve tanımları başarılı bir arkadaş, son videolarında her ne kadar sponsor reklamlarını videonun tam ortasına uzun uzadıya yerleştirmesi rahatsız edici olsa da o reklama girişleri videoya iyi yediriyor
devamını gör...
müntekim gıcırbey'den şebnem şibumi'ye mektuplar
murat menteş'in ikinci romanı olan korkma ben varım kitabının içinde yer alan muhatabına ulaşmayan mektuplardır.
1.mektup
alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz şebnem, susamlı akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim; ilk hamleyi suçlular yapar. yani ben. paso ilklere imza atıyorum.
insan otuz yıl yaşayınca, dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor.
bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba.
anlamı, ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor şebnem.
saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor.
uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. sanırım, en temel dertlerimizin, varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik.
eğer bir hedefin yoksa, kulağın rahat olur. kaybedecek bir şeyin yoksa, kaybolmak seni bozmaz. yenileceğinden eminsen, rakibini ciddiye alman gerekmez.
şu anda tomaso albinoni'nin [1671-1750] adagio'sunu dinliyorum. notalar daima harflerden daha anlamlı, daha etkileyicidir. melodiler, kelimelere beş çeker. sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: sekoya ormanında yangınlar, ağaçların içinde olup bitermiş.
şebnem, alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz.
şebnem uzaya baharın gelmesi, seni bulmama bağlı.
şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım.
şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.
şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.
18. ve 19. yüzyıllarda, ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri... şebnem, üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim!
şebnem niye böyle?
aşkın, patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor.
şebnem bulutlara kement atayım, ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım.
şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna, doğrudan bana miyavlıyor-lar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakıyorum.
şebnem zarflar açıyorum, faturalar çıkıyor içinden. sanki senden bir haber gelecek, senin el yazın, imzan olacak..
öyle saçma, küçücük, tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.
şebnem uçaklar geçiyor. uçakları sanki sen kullanıyorsun. her şeyde sana dair bir ipucu, bir işaret seziyorum. hayat çok tuhaf şebnem: paraşüt, uçaktan yüz yıl önce, 1783’te icat edilmiş.
şebnem içimde, kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor.
milletçe öteden, varlığın başımı döndürüyor.
tessenjitsu adlı japon dövüş tekniği, sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. zerafetin aksesuarı, cinayetin aracı olabiliyor.
şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı, kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz.
dilim uyuştu şebnem, parmaklarım yazmaktan oksitlendi. laf uzadıkça anlam geriler. sözlerde o acı yalan tadı belirir.
şebnem imparatorluk gibisin, dünyayı özelleştiriyorsun.
kalbim jelatini yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince.
cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. tamam abartmayayım, tozutmayayım, uslu çocuk olayım. irmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım.
beni kınama yeter ki, huylarımı değiştiririm.
bir robot kadar iffetli, güvercin kadar ılımlı olurum.
şebnem ballanmış ilkbahar gibisin.
leylaklarla dolu bir akvaryum, akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin.
iğde yumuşaklığı, iğde esansı, iğde reformistliği var sende.
üzerinde nar, kiraz, mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba?
beni mahveden hatalarım hangileriydi, emin olamıyorum.
gerçek bela, devrim niteliğindeki bahtsızlık, büyük noksan neydi hayatımdaki?
bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor.
yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla.
çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim.
tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim.
pekala.. ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım.
sonuçları nedenlerin önüne almayayım. methiyeden şantaja geçmeyeyim. vahşetim teröre dönüşmesin. papatyaları harf olarak kullanayım. çağın gerisinde kalmayayım.
ilk romanı 1007 yılında murasaki shikibu adlı japon soylusu bir kadın yazmış; kitabın adı genji'nin hikayesi. romancılar bin senedir çalışıyor; bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar.
insanı cazibe hareket ettirir, mucize de durdurur. sözlerim sana karmaşık mı geliyor? birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek şebnem.
keşke, içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. o kadar zekisin ki şebnem, benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım, fakat cennete yakın bir bölgesine. şişko bir şeytanın, çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum..
dişlerini, çillerini tek tek öpüyorum.
müntekim
1.mektup
alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz şebnem, susamlı akide şekerim, saraya sızmış lunapark balerinim; ilk hamleyi suçlular yapar. yani ben. paso ilklere imza atıyorum.
insan otuz yıl yaşayınca, dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor.
bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba.
anlamı, ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor şebnem.
saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor.
uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. sanırım, en temel dertlerimizin, varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik.
eğer bir hedefin yoksa, kulağın rahat olur. kaybedecek bir şeyin yoksa, kaybolmak seni bozmaz. yenileceğinden eminsen, rakibini ciddiye alman gerekmez.
şu anda tomaso albinoni'nin [1671-1750] adagio'sunu dinliyorum. notalar daima harflerden daha anlamlı, daha etkileyicidir. melodiler, kelimelere beş çeker. sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: sekoya ormanında yangınlar, ağaçların içinde olup bitermiş.
şebnem, alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz.
şebnem uzaya baharın gelmesi, seni bulmama bağlı.
şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım.
şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım.
şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.
şebnem ne çok melek var yüzünde, tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.
18. ve 19. yüzyıllarda, ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri... şebnem, üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim!
şebnem niye böyle?
aşkın, patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor.
şebnem bulutlara kement atayım, ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım.
şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna, doğrudan bana miyavlıyor-lar, sanki senden bahsediyorlar, dikkatle bakıyorum.
şebnem zarflar açıyorum, faturalar çıkıyor içinden. sanki senden bir haber gelecek, senin el yazın, imzan olacak..
öyle saçma, küçücük, tülbent boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.
şebnem uçaklar geçiyor. uçakları sanki sen kullanıyorsun. her şeyde sana dair bir ipucu, bir işaret seziyorum. hayat çok tuhaf şebnem: paraşüt, uçaktan yüz yıl önce, 1783’te icat edilmiş.
şebnem içimde, kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor.
milletçe öteden, varlığın başımı döndürüyor.
tessenjitsu adlı japon dövüş tekniği, sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. zerafetin aksesuarı, cinayetin aracı olabiliyor.
şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı, kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz.
dilim uyuştu şebnem, parmaklarım yazmaktan oksitlendi. laf uzadıkça anlam geriler. sözlerde o acı yalan tadı belirir.
şebnem imparatorluk gibisin, dünyayı özelleştiriyorsun.
kalbim jelatini yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince.
cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. tamam abartmayayım, tozutmayayım, uslu çocuk olayım. irmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım.
beni kınama yeter ki, huylarımı değiştiririm.
bir robot kadar iffetli, güvercin kadar ılımlı olurum.
şebnem ballanmış ilkbahar gibisin.
leylaklarla dolu bir akvaryum, akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin.
iğde yumuşaklığı, iğde esansı, iğde reformistliği var sende.
üzerinde nar, kiraz, mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba?
beni mahveden hatalarım hangileriydi, emin olamıyorum.
gerçek bela, devrim niteliğindeki bahtsızlık, büyük noksan neydi hayatımdaki?
bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor.
yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla.
çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim.
tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim.
pekala.. ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım.
sonuçları nedenlerin önüne almayayım. methiyeden şantaja geçmeyeyim. vahşetim teröre dönüşmesin. papatyaları harf olarak kullanayım. çağın gerisinde kalmayayım.
ilk romanı 1007 yılında murasaki shikibu adlı japon soylusu bir kadın yazmış; kitabın adı genji'nin hikayesi. romancılar bin senedir çalışıyor; bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar.
insanı cazibe hareket ettirir, mucize de durdurur. sözlerim sana karmaşık mı geliyor? birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek şebnem.
keşke, içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. o kadar zekisin ki şebnem, benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım, fakat cennete yakın bir bölgesine. şişko bir şeytanın, çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum..
dişlerini, çillerini tek tek öpüyorum.
müntekim
devamını gör...
otizm
çocuğunuz ismi söylendiği zaman tepki vermiyor, göz teması kurmaktan kaçınıyor, arkadaşlarından uzak duruyor, iletişim kurmuyor ise bunlar otizm kuşkusu doğuran ve ayrıntılı bir biçimde araştırılması gereken belirtilerden birkaçı.
devamını gör...
çizgi filmlerdeki en aptal karakter
bana göre tazmanya canavarıdır. zaten suratına bakınca aptallık seziliyor. böyle vahşice saldıran her şeyde aptallık vardır.
devamını gör...
kitaplar yakılıyor
bertolt brecht tarafından kaleme alınmış, arkasında gerçek bir hikaye yatan şiir. tarih 1933 yılını gösterdiğinde almanya'da "bozguncu" adı altında pek çok şair ve yazarın eserleri bir bir yasaklanıyor ve toplatılıp meydanlarda yakılıyordu. fahrenheit 451 kitabından fırlamış gibi dehşet verici ve distopik bu ortamda alman yazar oskar maria graf oldukça trajik bir durumun ortasında buldu kendini. kitapları yakılmak ve yasaklanmak şöyle dursun beyaz listeye eklenmiş ve okunması gerekliliğine karar verilmişti dönemin hükümeti tarafından. o dönemler ülkesinde bulunmayan graf hükümete bir mektup yazdı. aşağı yukarı şöyle diyordu mektupta graf: " ben kitaplarımda her zaman doğruları söyledim, beni de yakılacaklar listesine alın. kitaplarımı yakın çünkü ben sizden değilim. ben yalanlar anlatmıyor, doğruları söylüyorum!"
brecht bu olay üzerine die bücherverbrennung yani kitaplar yakılıyor şiirini yazmaya karar veriyor. die gedichte von bertolt brecht in einem band isimli şiir derlemesinin 694. sayfasında yer alan şiir mehmed kemal'in acılı kuşak kitabının 142.sayfasında karşımıza çıkıyor ve orada şiir kitap yakılıyor ismi ile okuyucuya sunuluyor.
buyurunca hitler hazretleri
zararlı fikirlerle dolu kitapların yakılmasını
halkın önünde, alanlarda,
öküzler odun yığınlarına araba araba kitap taşıdı.
gözden düşmüş şairlerden biri,
hem de en iyilerinden biri,
şöyle bir göz gezdirdi yakılacak listesine,
gitti aklı başından:
unutulmuştu kendi adı.
hemen seğirtti çalışma odasına,
sanki öfkesinden kanatlanmıştı.
o saat bir mektup karaladı zorbalara:
'benimkileri de yakın! ' dedi. 'benimkileri de!
yapamazsınız bana bu kötülüğü,
kenarda bırakamazsınız beni!
ben de hep gerçeği söylemedim mi kitaplarımda?
neden davranırsınız bana yalancıymışım gibi?
yakın benimkileride! '
brecht bu olay üzerine die bücherverbrennung yani kitaplar yakılıyor şiirini yazmaya karar veriyor. die gedichte von bertolt brecht in einem band isimli şiir derlemesinin 694. sayfasında yer alan şiir mehmed kemal'in acılı kuşak kitabının 142.sayfasında karşımıza çıkıyor ve orada şiir kitap yakılıyor ismi ile okuyucuya sunuluyor.
buyurunca hitler hazretleri
zararlı fikirlerle dolu kitapların yakılmasını
halkın önünde, alanlarda,
öküzler odun yığınlarına araba araba kitap taşıdı.
gözden düşmüş şairlerden biri,
hem de en iyilerinden biri,
şöyle bir göz gezdirdi yakılacak listesine,
gitti aklı başından:
unutulmuştu kendi adı.
hemen seğirtti çalışma odasına,
sanki öfkesinden kanatlanmıştı.
o saat bir mektup karaladı zorbalara:
'benimkileri de yakın! ' dedi. 'benimkileri de!
yapamazsınız bana bu kötülüğü,
kenarda bırakamazsınız beni!
ben de hep gerçeği söylemedim mi kitaplarımda?
neden davranırsınız bana yalancıymışım gibi?
yakın benimkileride! '
devamını gör...
tuhaf dükkan isimleri
iron maiden adında kuru temizlemeci vardı sanırım. dükkanın tabelası da grubun simgesiydi.
devamını gör...
inter juventus maçı
andresa pirlo'dan juventus'a hoca olmaycak belli oldu. umarım agnelli'de bunu anlamıştır.
devamını gör...
haşlanmış yumurta vs rafadan yumurta
vay efendim sunny side up bir yandan, over easy diğer yandan, karşısında kayısı kıvamı yumurta, yok olmadı rafadan. hayatı süper zorlaştırıyoruz gibime geliyor ya. bakın almanlara; bauernfrühstück gibi bir kelime ile her şeyi tek seferde hallediyorlar.
devamını gör...
mizofoni
türkçesi mizofoni olan hastalık. seslere karşı aşırı hassasiyet olarak bilinir. seçici ses duyarlılığı sendromu da deniyor. ağız şapırdatma, sakız çiğneme, ıslık, horlama, korna, komşudan gelen sesler, esneme, konuşma vb seslerden rahatsız olma.
saygısız, bencil insanlarla dolu ülkemde, aşırı gürültüden ötürü bu sendromu her gün yaşıyorum maalesef.
ancak twitter da denk geldiğim şu söz sayesinde kendimle gurur duydum..
"insanın dayanabileceği gürültü miktarıyla zihinsel yetileri arasında ters orantı vardır. kapıyı yavaşça kapatmak yerine gürültüyle çarpan bir insan yalnızca terbiyesiz değil; aynı zamanda bayağı ve dar görüşlüdür." schopenhauer.
saygısız, bencil insanlarla dolu ülkemde, aşırı gürültüden ötürü bu sendromu her gün yaşıyorum maalesef.
ancak twitter da denk geldiğim şu söz sayesinde kendimle gurur duydum..
"insanın dayanabileceği gürültü miktarıyla zihinsel yetileri arasında ters orantı vardır. kapıyı yavaşça kapatmak yerine gürültüyle çarpan bir insan yalnızca terbiyesiz değil; aynı zamanda bayağı ve dar görüşlüdür." schopenhauer.
devamını gör...
yin ve yang
taoizmin klasik sembolüdür.. yin ve yang da dişi (yın) ve erkek ( yang ) güçlerini simgeler. doğada da bütün tezatlı güçleri ve onların ahenkli birleşimi simgeler. bu tabi özellikle ateş ve su, toprak ve hava için geçerlidir
felsefesinin özu herşey kendi zıddını tasır'a dayanır. gece gündüz,yaşam olum gibi..yin negatif enerjiyi karanlıgı, olumu simgelerken yang aydınlıgı yasamı simgeler. bu zıt enerjiler birarada oldugu zaman degisim ortaya çıkar ve enerjileri birbirini yap boz misali tamamlarlar..biri olmadan digeri olamaz. (dualizm)
ikililiğin simgesidir.siyah ve beyaz renklerden yin ve yang karşıt iki güçtür.
yın:doğruluğu, güzelliği,olumlu,aydınlığı,hoşluğu ve erkeği simgeler.
yang:kötülüğü,yanlışları,olumsuz şeyleri ve kadını temsil eder.
yanlışların ve kötülüğün içinde bir doğru veya bir iyilik vardır.
doğruların ve iyilerin içinde de kötülük veya bir yanlış vardır.
ikisinin birleşiminde ise gerçek dünya hayatı yatıyor çünkü zıtlıklar hayatı gerçekleştiriyor.
hüzün olmasa mutluluğun ne olduğunu bilemezdik.
evrende bulunan herşey zıddıyla var olabilir.
felsefesinin özu herşey kendi zıddını tasır'a dayanır. gece gündüz,yaşam olum gibi..yin negatif enerjiyi karanlıgı, olumu simgelerken yang aydınlıgı yasamı simgeler. bu zıt enerjiler birarada oldugu zaman degisim ortaya çıkar ve enerjileri birbirini yap boz misali tamamlarlar..biri olmadan digeri olamaz. (dualizm)
ikililiğin simgesidir.siyah ve beyaz renklerden yin ve yang karşıt iki güçtür.
yın:doğruluğu, güzelliği,olumlu,aydınlığı,hoşluğu ve erkeği simgeler.
yang:kötülüğü,yanlışları,olumsuz şeyleri ve kadını temsil eder.
yanlışların ve kötülüğün içinde bir doğru veya bir iyilik vardır.
doğruların ve iyilerin içinde de kötülük veya bir yanlış vardır.
ikisinin birleşiminde ise gerçek dünya hayatı yatıyor çünkü zıtlıklar hayatı gerçekleştiriyor.
hüzün olmasa mutluluğun ne olduğunu bilemezdik.
evrende bulunan herşey zıddıyla var olabilir.
devamını gör...
john adams
a.b.d'nin ikinci başkanı ve beyaz saray'da oturan ilk başkanıdır.
geçenlerde donald trump, joe biden'in yemin törenine katılmayacağını söyleyince millet garipsemişti.
aslında tarihte ilk olarak john adams, girdiği ikinci seçimi yakın arkadaşı thomas jefferson'a kaybedince, sinirlenmiş ve yemin törenine katılmamıştır.
1825'te oğlu john quincy adams'da başkan olmuş ve bu olay sadece 175 yıl sonra baba bush, oğul bush zamanında tekrarlamıştır.
geçenlerde donald trump, joe biden'in yemin törenine katılmayacağını söyleyince millet garipsemişti.
aslında tarihte ilk olarak john adams, girdiği ikinci seçimi yakın arkadaşı thomas jefferson'a kaybedince, sinirlenmiş ve yemin törenine katılmamıştır.
1825'te oğlu john quincy adams'da başkan olmuş ve bu olay sadece 175 yıl sonra baba bush, oğul bush zamanında tekrarlamıştır.
devamını gör...
sözlük yazarlarının favori normal sözlük yazarları
bi sammır quin olamadık anasını stym.. o kadar pp’mize de taç maç koyduk... şu an ağlıyorum gidip günlüğüme yazıcam.
devamını gör...
sabah işe giderken simit poğaça almak
mide yanmasını falan geçtim kısa zaman içinde büyük bir göbeğiniz olacağına işarettir ama işte insan o tadın bağımlısı oluyor.
devamını gör...
ilkokulun vazgeçilmezleri
kokulu silgi
devamını gör...
erkeğin ağlaması
duyguların dışa vurumu olması nedeniyle çoğunlukla normal olan bir durum.
ağlamak çok insani bir durum olmakla beraber ağlanılan şeyin ne olduğuna göre bazen itici olabilir. bir şehit haberi ya da ailesinden birinin kaybı nedeniyle ağlayan bir erkeği asla yadırgamam hatta çok saygı duyarım. ama sevgiliden ayrılırken ağlayıp yalvaran bir erkek kanımca hiç hoş değil. hiçbir kadının buna tahammül edeceğini sanmıyorum.bana gelince hassas bir insan olduğum için animasyon seyrederken bile ağlayabilirim yalnız bunu mümkün olduğunca saklar, kimseye belli etmem. başkalarının yanında ağlamak hiç hoşuma gitmez . aynı şeyi yapan bir erkek de gurur yaptığını bildiğim için bana daha sempatik gelir.
kısacası bu konuda çok sert olmamakla beraber her şeyin bir dozajı olduğunu düşünüyorum.
bu arada tabir-i caizse bir de ağlak erkekler var, her şeyden şikayet eder, nazlanır, hiç mutlu olmaz. işte lütfen onlar benden uzak olsun.
ağlamak çok insani bir durum olmakla beraber ağlanılan şeyin ne olduğuna göre bazen itici olabilir. bir şehit haberi ya da ailesinden birinin kaybı nedeniyle ağlayan bir erkeği asla yadırgamam hatta çok saygı duyarım. ama sevgiliden ayrılırken ağlayıp yalvaran bir erkek kanımca hiç hoş değil. hiçbir kadının buna tahammül edeceğini sanmıyorum.bana gelince hassas bir insan olduğum için animasyon seyrederken bile ağlayabilirim yalnız bunu mümkün olduğunca saklar, kimseye belli etmem. başkalarının yanında ağlamak hiç hoşuma gitmez . aynı şeyi yapan bir erkek de gurur yaptığını bildiğim için bana daha sempatik gelir.
kısacası bu konuda çok sert olmamakla beraber her şeyin bir dozajı olduğunu düşünüyorum.
bu arada tabir-i caizse bir de ağlak erkekler var, her şeyden şikayet eder, nazlanır, hiç mutlu olmaz. işte lütfen onlar benden uzak olsun.
devamını gör...
portakal çiçeği
narenciye veya turunçgiller olarak adlandırılan üst sınıfın, portakal meyvesinin çiçeğidir.
nisan ayı yaklaşıyor. biz daha geçen kışın portakallarını bitirmeden tabiat ana yenilerinin çiçeklerini burnumuza dayamak için pusuda. nisan ayı ile birlikte tomurcuklanıp açmaya başlayacak çiçekler ege, akdeniz ’in tamamı ve özellikle çukurova bölgesi ’ndeki bahçelerde inanılmaz güzel görüntülere gebe şimdilerde.
kendi adıma erzin – dörtyol – payas – iskenderun sahil şeridinde sıkça şahit olduğum bir güzelliktir portakal çiçekleri. otoyol boyu sıralanan portakal bahçeleri gelin gibi beyaza bürünür, gözünüzü alamazsınız izlerken. aracınızın penceresini açtığınızda inanılmaz temiz, ferah bir koku ciğerlerinizi doldurur. üstünüze mükemmel bir rahatlama hissi ve huzur yoğunluğu çöker. yaklaşık 3 hafta kadar devam eder bu süreç. hayalinizdeki en hoş, rahatlatıcı, huzur veren parfümden daha güzel bir kokunun bütün şehri kapladığını düşünün, işte odur portakal çiçeğinin kokusu.
mevsiminde toplanıp kurutulan çiçekler kışın bitki çayı olarak ta tüketilebilir. faydaları; spazm gidermesi, damar sağlığı, grip, soğuk algınlığı, sinir bozukluğu ve yorgunluk önleme, bağışıklığı güçlendirme, toksinlerden arınmaya yardımcı olmasıdır.
(link:
)
nisan ayı yaklaşıyor. biz daha geçen kışın portakallarını bitirmeden tabiat ana yenilerinin çiçeklerini burnumuza dayamak için pusuda. nisan ayı ile birlikte tomurcuklanıp açmaya başlayacak çiçekler ege, akdeniz ’in tamamı ve özellikle çukurova bölgesi ’ndeki bahçelerde inanılmaz güzel görüntülere gebe şimdilerde.
kendi adıma erzin – dörtyol – payas – iskenderun sahil şeridinde sıkça şahit olduğum bir güzelliktir portakal çiçekleri. otoyol boyu sıralanan portakal bahçeleri gelin gibi beyaza bürünür, gözünüzü alamazsınız izlerken. aracınızın penceresini açtığınızda inanılmaz temiz, ferah bir koku ciğerlerinizi doldurur. üstünüze mükemmel bir rahatlama hissi ve huzur yoğunluğu çöker. yaklaşık 3 hafta kadar devam eder bu süreç. hayalinizdeki en hoş, rahatlatıcı, huzur veren parfümden daha güzel bir kokunun bütün şehri kapladığını düşünün, işte odur portakal çiçeğinin kokusu.
mevsiminde toplanıp kurutulan çiçekler kışın bitki çayı olarak ta tüketilebilir. faydaları; spazm gidermesi, damar sağlığı, grip, soğuk algınlığı, sinir bozukluğu ve yorgunluk önleme, bağışıklığı güçlendirme, toksinlerden arınmaya yardımcı olmasıdır.
(link:
)
devamını gör...
x şeklinde x yapan kadın ve erkekler başlıkları
real hayatında kadın veya erkeklerle ilişki kuramayacak kadar asosyal olup sözlük ve sosyal medya platformlarında karşı cinsle iletişim kurma ve onlar hakkında bir şeyler öğrenme fırsatı kovalayan özgüvensiz ezik loserların açtığı başlık türü.
devamını gör...

